Ana Sayfa Basın Küpürleri Videolar Odalar Foto Galeri Afişler Neden Yürüyoruz Miting Planı Sloganlar
Neden Yürüyoruz
GİZLİ ECZANE ISKONTOLARINI ARTIK ÖDEMEK İSTEMİYORUZ
Birliğimiz ve SGK arasında çözümsüzlüğe neden olan ilaç şirketlerinin kamuya yaptığı kamu kurum ıskontolarının eczaneler üzerinden geçerken, perakende satış fiyatı üzerinden alınmasının yarattığı kayıp, 30 Haziran 2008 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik, Sağlık ve Maliye Bakanlıkları ile TEB arasında yapılan ortak protokol koşullarına göre eczacının üzerinden kaldırılmıştı. Ancak, izleyen aşamada kamu tarafı, altında imzası olan bu anlaşmanın koşullarını yerine getirmemiştir. Eczacılar olarak bizler buna rağmen sağlık hizmetinin kesintiye uğramaması adına sorunun Aralık 2008 tarihine kadar çözümlenebilmesi için gerekli özveri ve sorumluluğu gösterdik. Ancak 31.12.2008 tarihinde yeni bir sözleşme imzalanamazsa, 2008 Yılı İlaç Alım Protokolü 1 Ocak 2009 itibariyle sona erecektir. Birliğimiz, bu haksız yükün eczacılar üzerinde daha fazla kalmaması, ilaç şirketleri ve kamu arasında bu sorunun çözülmesi konusunda kararlıdır. SGK ve ilaç şirketleri bu soruna bir çözüm bulamazlarsa, hastaların ilaç alımlarını düzenleyen protokol Şubat 2009 itibariyle kadük olacaktır. Bu bakımdan, talebimiz, 31.12.2008 tarihinden itibaren kamu kurum ıskontolarının ilaç şirketleri ve SGK arasında çözümlenmesidir. Ancak, halen bu görüşmelerde herhangi bir ilerleme sağlanamadığı üzülerek izlenmektedir.

PROVİZYON SİSTEMİNİN ÇALIŞMAMASI HASTANIN İLACA ULAŞMASINI ZORLAŞTIRIYOR!
Biz eczacılar, hastalara verdiğimiz her ilaç için SGK’nın sistemine bağlanıp onay/provizyon almak durumundayız. Provizyonun kelime anlamı “önceden görmek”tir, provizyonu alınmış bir işlem sonradan iptal edilemez.
Ancak provizyon sisteminde ödemesi yapılan ve provizyon verilen reçetenin bedelinin ödenmesi garanti değildir. SUT ve protokol hükümlerine uygun olmayan raporların verilmesi ve ilaçların reçete edilmesi sonucu oluşacak kesintilerin sorumluluğu reçeteyi düzenleyenin değil, eczacının üzerindedir.
Provizyon sistemleri yeterli kapasitede ve 24 saat çalışmamaktadır. Oysa eczacılar 24 saat hizmet vermektedir. Hastalarımızın eczanelerde uzun sürelerle beklemek durumunda kalması sadece hasta ve eczacı arasında bir gerilim yaratmakla kalmamakta, daha önemlisi, hastaların eczanede dakikalarca ayakta beklemesine, bazen de ilacını alamadan gitmesine yol açmaktadır. Provizyon sisteminin 70 milyon nüfusa hizmet veren eczanelerin ihtiyacını karşılamadığı ortadadır. Sistemin iyileştirilmesi çalışmaları da ancak kısmi ve geçici çözümler sunmaktadır. Bu nedenle provizyon, sisteminin radikal bir biçimde, sadece kurumun değil, hasta ve eczacıların ihtiyaçlarını da giderecek şekilde yeniden yapılandırılması gerekmektedir.

YEŞİL KART ve KONSOLİDE BÜTÇEDE BİR TÜRLÜ ÇÖZÜLEMEYEN GERİ ÖDEME GECİKMELERİ
Yeşil kart ile sağlık yardımlarından yararlanan kişilerin tedavisi için düzenlenen reçetelerin karşılanmasında, illerde İl Sağlık Müdürlükleri ile anlaşma yapan eczaneler tarafından ilaç temin hizmeti sağlanmaktadır. Bu konuda Birliğimize çeşitli illerden yapılan başvurularda, yeşil kartlı kişilerin reçete bedellerinin ilgili kurum tarafından yapılan geri ödemelerinde ciddi gecikmeler yaşandığı, geri ödeme sürelerinin, Birliğimiz ile Maliye Bakanlığı arasında imzalanan sözleşme ile belirlenen sürelerin çok üzerindeki zaman dilimleri içerisinde gerçekleştirildiği bildirilmektedir. Öte yandan, ülke genelinde tüm illerde, 2008 yılına devreden 2007 yılı alacakları bulunmaktadır. Aylık fatura tutarlarının tamamının ödenmeyip, sadece %70-75 oranında ödenek çıkarılması, üyelerimizin Kurumdan alacaklarının ödenmesini engellemektedir. Buna göre, tüm illerde yeşil kart için;

2008 Yılına Devreden 2007 Yılı alacakları tutarı342.924.666 YTL
2008 Fatura Tutarı1.154.261.046 YTL
Kasım Ödenek Dağılımı100.600.000 YTL
Toplam Giden Ödenek1.184.362.000 YTL
Kalan Alacak312.823.713 YTL

şeklindedir. Eczacının, gerek etik değerleri gerekse de kurumlarla imzalamış olduğu sözleşme hükümlerine göre reçete karşılama esnasında reçete ve hasta seçmesi söz konusu değildir. Kurum ile sözleşmesi olan bir eczacı, kurallara uygun olarak yazılmış olan ve provizyon sisteminden onayı alınan her reçeteyi karşılamak durumundadır. Meslektaşlarımızın bu kıstaslara uygun olarak karşılamış olduğu yeşil kart sahibi veya konsolide bütçeye tabi kurum mensubu hastalara ait reçete bedellerinin aylar sonra ödeniyor olması, eczanenin maddi işleyişi anlamında ciddi zorluklar yaşanmasına neden olmaktadır. Bu, özellikle düşük cirolu eczaneler için büyük bir ticari risk oluşturmaktadır.

ŞİRKETLEŞTİRME GİRİŞİMİNE KARŞI ZİNCİRLERİMİZDEN KURTULALIM BİZİM 6197’MİZ!
Türk Eczacıları Birliği, 6197 sayılı Yasa’nın değiştirilmesi ve çağın gereklerine uygun hale getirilmesi konusunu yıllardır her türlü platformda dile getiriyor. Her yıl 14 eczacılık fakültesi binin üzerinde mezun vermekte ve ortalama 800 yeni eczane açılmaktadır. Yeni yasanın temel olarak bu durumun doğurduğu mesleki, etik, ekonomik sorunlara çözüm bulacak çözümler getirmesi beklenmektedir. Bu konu ile ilgili olarak alınabilecek diğer önlemler dışında (hastanelerde yatak sayısı başına eczacı istihdamı, kamuda çalışan eczacıların özlük haklarının iyileştirilmesi, klinik eczacılık uygulamalarının yaygınlaştırılması gibi) eczacılık temel kanununa ilişkin önerilerimiz:
a- Yardımcı eczacılık sistemi (65 yaş üstünde ve mezuniyetten sonra bir yıl),
b- Ciroya göre yardımcı (ikinci) eczacı çalıştırma,
c- Eczanelerin nüfus ve mesafeye göre sınırlandırılması,
şeklindedir
Ancak yeni yasa taslağında bu model Türk Eczacılar Birliği’inin görüşü alınmadan ECZACI-ECZACI ORTAKLIĞI şeklinde değiştirilmek isteniyor. 6197 sayılı Yasa taslağında eczane başına düşen nüfusun 2.500’e indirilmiş olması, eczacı-eczacı ortaklığı gibi eczane sayısını sınırlamayan bir öneri ile birleştiğinde, eczane sayısında kısıtlama getirilmesi neredeyse imkansız hale gelmektedir. Türkiye’de 2008 yılı itibariyle yaklaşık 3000 kişiye bir eczane düşmektedir. Yıllık ortalama 800 eczanenin açılıp, 100 eczanenin kapandığı hesaplandığında, 2015 yılında (tahmini nüfus 80.524.000) mevcut sayıya ortalama 5.600 eczane daha eklenecek ve 2.748 kişiye bir eczane düşecektir. Ülkemizde eczane sayısındaki artış bu şekilde doğrusal biçimde devam ederse, 2.500 kişiye bir eczacının düşeceği tarih 2020 olarak hesaplanmaktadır. Eczacı-eczacı ortaklığı önerisi bu doğrusal eğride küçük bir sapma dışında bir anlam ifade etmeyecek, dolayısıyla eczane sayısındaki sınırlama sorunu, sadece 2020 yılına kadar ötelenmiş olacaktır. Şu anda zaten İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük illerimiz dahil Türkiye’deki 13 ilde eczane başına düşen nüfus 2500’ün altındadır. Bu durumda yeni tasarı ile getirilmek istenen uygulama yeni eczane açılışlarına herhangi kısıtlayıcı bir etki yapmaktan uzaktır.
Diğer yandan, eczacılık temel kanununun ruhu, bir eczacının bireysel sermayesi ile kendisine ait tek bir eczaneye sahip olması, varlığını bu eczanede sürdürdüğü sürece, birinci basamak sağlık elemanı olarak kamu hizmeti vermesidir. Bu sosyal eczacılık modeli, ECZACI-ECZACI ORTAKLIĞI ile kaçınılmaz olarak bozulacak ve sonunda eczanelerin önemli bir bölümünün kapanmasına yol açarak eczane zincirlerinin doğmasını getirecektir.
Sonuç olarak 6197 sayılı Yasa Taslağı, eczacı-eczacı ortaklığı ve 2500 kişiye bir eczane düşmesi gibi değişiklikler ile,

- Kısa ve orta vadede eczane sayısının sınırlandırılması ihtiyacımızı karşılamayan, ,
- Hasta sağlığını değil, ekonomik rasyoneliteyi temel alan bir yaklaşım sunan,
- Hukuki düzlemde bir kaos yaratma olasılığı yüksek, başka kanunların değişmesi ya da içtihat sonucu istenmeyen model değişikliklerinin gündeme gelmesini olası kılabilecek,
- Küçük sermayeli eczaneleri sistem dışına atma potansiyeline sahip,
- Eczacıların işlemedikleri suçtan dolayı hukuki ve ekonomik olarak cezalandırılmasını ya da tersini mümkün kılan,
- Bürokratik işlemlerin getirdiği yükü artıran bir model önerisidir.
ECZACI-ECZACI ORTAKLIĞI, eczanenin kamusal hizmet veren birinci basamak sağlık birimleri olduğu gerçeğinden değil, ekonomik rasyonaliteden hareket ettiği için, Avrupa modelinde olduğu gibi, kademeli olarak eczacıların çoklu ortak olması, giderek eczacıların çoğunluk hissesine sahip olduğu şirketlerin kurulması ve son aşamada eczacıların çoğunluk hisselerini global sermayeye kaptırarak piyasanın insafına bırakıldıkları zincir eczane modeline yakınlaşmaktadır.
MUAYENE ÜCRETİ DEĞİL, ÜCRETSİZ SAĞLIK HİZMETİ
Üyelerimiz, SSK’nın serbest eczanelere açılması ile birlikte, kamunun yeni personel alımı konusundaki yükünü azaltmak için, az sayıda kişiyi kapsayan ve düşük olan muayene ücretlerini eczanelerden tahsil etme (çoğunlukla da etmeme, cepten ödeme) yöntemini uygulamaktadır. Ancak gelinen noktada, GSS’nin 1 Ekim’de yürürlüğe girmesi ile birlikte, muayene ücretleri kademeli olarak artmış ve muayene ücreti alınan kişilerin kapsamı genişlemiştir.
SUT ile muayene ücretleri:
“6. Katılım Payı
6.1. Ayakta tedavide hekim ve diş hekimi muayenesi katılım payı
(1) Birinci basamak resmi sağlık kuruluşlarında yapılan muayene ile aile hekimliği uygulamasına geçilen illerde aile hekimi muayenelerinden katılım payı alınmaz.
Katılım payı;
İkinci basamak resmi sağlık kurumlarında………………….. 3 YTL,
Eğitim ve araştırma hastanelerinde………………………….. 4 YTL,
Üniversite hastanelerinde ……………………………………… 6 YTL,
Özel sağlık kurum ve kuruluşlarında ……………………….. 10 YTL,
olarak uygulanır.”
şeklinde değiştirilmiştir. Görüldüğü gibi, özel hastanelerde tedavi olan kişiler için muayene ücreti on milyondur. Bu uygulama, bir yandan tedavinin ücretsiz gibi görünmesi yanılsamasını doğurmakta, diğer yandan hasta ve eczacıyı karşı karşıya getirmektedir. Bundan başka, eczaneler tarafından tahsil edilemeyen muayene ücretleri eczaneye gider olarak yansımakta, sağlık sisteminin finansal yükünü eczacılar çekmek zorunda bırakılmaktadır. Bu uygulamaya bir an önce son verilmesini talep etmekteyiz.

AVANS ÖDEMESİ ECZANELERİN KAPISINA KİLİT VURDURUR
Biz eczacılar ortalama net yüzde 4-8 arasında mesleki kazanımla mesleklerini sürdürmeye çalışan sağlık emekçileriyiz. Üstelik hastaya ulaştırdığımız ilacın bedelini kurumdan 80-120 gün arasında alırız. Bunun da üstüne, muayene ücretleri, reçete kesintileri derken, eczanemizi yaşatmak için gün geçtikçe daralan bir makasla karşı karşıya kalıyoruz. Bütün bunlara ek olarak Genel Sağlık Sigortası Yasası ile SGK primleri peşin toplamakta, ancak ödemelerini avans olarak yapmaktadır. Hastalarımıza 30 günlük prim borcu olduğu zaman sağlık hizmeti vermeyen kamunun, eczacılara hakkını belirsiz bir sürede ödemesi riski çok yüksektir. Bu da Türkiye genelinde her iki eczaneden birinin kapanması anlamına gelmektedir.
Avans ödemesi uygulaması, bir şekilde devletin reçeteleri zamanında kontrol edemediği için yapacağı ödemenin %10-25’ini bloke etmesi anlamına gelmektedir. Avans uygulaması, kurumun reçete ve tedavi kontrollerini geç yapmasının bir sonucudur. Onun da nedeni, kamunun eczacı ve diğer kontrolör çalışanlarının istihdamının yetersizliğidir. Kurum az sayıda çalışanla çok sayıda işi yapma mantığını güttüğünden, bu işlerin bir kısmını yine eczacılara yaptırma yoluna gitmektedir. Bu da kaçınılmaz olarak eczacının hastaya daha az zaman ayırmasına ve eczacılık hizmetlerinin bürokrasiye boğulmasına neden olmaktadır. Sosyal Güvenlik Kurumu ile sözleşmeli eczanelerin Kuruma teslim etmiş oldukları faturaların bedelinin, 45 gün içerisinde % 90’ının, 90 gün içinde de tamamının ödenmesinin 5510 sayılı yasayla belirlenmiş olmasından kaynaklı problemlerin önüne geçilebilmesi amacıyla Kurum ve Birliğimiz arasında imzalanan 2008 Yılı SGK Protokolü’ne tarafların ortak mutabakatı ile

“4.3.4 Kurumca protokolün (4.3.1) numaralı maddesinde belirtilen süreler içinde kontrollerin tamamlanmaması halinde tamamlanamamış fatura için fatura bedelinin tamamı avans olarak ödenir. Ancak 01/10/2008 tarihinden sonra 5510 sayılı yasanın 97/7. madde hükmü çerçevesinde konu tarafların ortak mutabakatı ile yeniden düzenlenecektir.”

maddesi konulmuştu. 5510 sayılı yasa gereğince avans ödemesi 01.10.2008 tarihinde, yürürlüğe gireceğinden, uygulamanın 01.10.2008 öncesinde olduğu gibi %100 avans şeklinde devam ettirilmesinin sağlanması eczaneler için bir ölüm-kalım meselesidir.

PROVİZYON SİSTEMİNİN ÇALIŞMAMASI HASTANIN İLACA ULAŞMASINI ZORLAŞTIRIYOR!
Biz eczacılar, hastalara verdiğimiz her ilaç için SGK’nın sistemine bağlanıp onay/provizyon almak durumundayız. Provizyonun kelime anlamı “önceden görmek”tir, provizyonu alınmış bir işlem sonradan iptal edilemez.
Ancak provizyon sisteminde ödemesi yapılan ve provizyon verilen reçetenin bedelinin ödenmesi garanti değildir. SUT ve protokol hükümlerine uygun olmayan raporların verilmesi ve ilaçların reçete edilmesi sonucu oluşacak kesintilerin sorumluluğu reçeteyi düzenleyenin değil, eczacının üzerindedir.
Provizyon sistemleri yeterli kapasitede ve 24 saat çalışmamaktadır. Oysa eczacılar 24 saat hizmet vermektedir. Hastalarımızın eczanelerde uzun sürelerle beklemek durumunda kalması sadece hasta ve eczacı arasında bir gerilim yaratmakla kalmamakta, daha önemlisi, hastaların eczanede dakikalarca ayakta beklemesine, bazen de ilacını alamadan gitmesine yol açmaktadır. Provizyon sisteminin 70 milyon nüfusa hizmet veren eczanelerin ihtiyacını karşılamadığı ortadadır. Sistemin iyileştirilmesi çalışmaları da ancak kısmi ve geçici çözümler sunmaktadır. Bu nedenle provizyon, sisteminin radikal bir biçimde, sadece kurumun değil, hasta ve eczacıların ihtiyaçlarını da giderecek şekilde yeniden yapılandırılması gerekmektedir.

HAKSIZ REKABETE VE SUİSTİMALLERE KARŞI REÇETE DAĞITIM SİSTEMİMİZİN DEVAM ETMESİNİ İSTİYORUZ!
Bundan 8 yıl önce, Türk Eczacıları Birliği, hemofilide kullanılan ilaçların suiistimalinin, israfının, yönlendirilmesinin ve ilaçsızlık riskinin önüne geçmek ve hemofili ilaçlarının eczaneler arasında eşit dağılımını sağlamak amacıyla Birliğimiz tarafından, “Hemofilide Kullanılan İlaçlar: Mevcut Sorunlar ve Çözüm Önerileri” konulu bir proje hazırlandı ve uygulama başladı.
Faktör ve diğer kan ürünlerinin reçetelerinin sözleşmeli eczanelerden dönüşümlü olarak karşılanması uygulaması uzun yıllardır başarı ile devam etmektedir. Etik bozuklukların düzeltilmesinin yanı sıra kamu kaynaklarının rasyonel kullanımı ve ilaç sarfiyatının önlenmesinde bu uygulama başarılı bir çözüm yöntemi olmuştur. Çok pahalı bir kan ürünü olan albümin kullanımının, bu uygulamaya geçilmesi ile birlikte, ülke genelinde yaklaşık % 60 oranında azalması bu durumun en güzel örneğidir. Aynı şekilde 2000 yılında 638.000 kutu ithal kan ürünü gelirken, 2002 yılında 250.000 kutu’ya düşmüştür. Bu ve benzeri verilerden yola çıkarak, faktör-VIII’de %25, Faktör-IX’da %68, immunglobulinlerde %70, diğer ürünlerde %35 oranında tasarruf sağlanarak suiistimaller önlenmiştir. Sonuç olarak, uygulama ile birlikte ülkenin dışa bağımlılığı azaltılmıştır.
Oysa bu uygulamaya geçilmeden önce bazı hemofili hastaları ve eczacılar arasında çok pahalı olan bu ilaçlar üzerinden haksız kazanç elde etmek amacıyla, etik kurallara uygun olmayan, deontolojiyle bağdaşmayan, hukuk düzeninin korumadığı, devlet kaynaklarının israf edildiği, hatta hasta üretildiği bir düzen söz konusu idi. Örneğin hemofili hastaları birbirleriyle evlendirilerek aynı hastalığı taşıyan çocuklar dünyaya getirilmekte, ilaçlara yeni pazarlar bulunabilmesi ve bu yolla elde edilen kanunsuz kazancın artması için yeni nesillerin sağlığı ve geleceğiyle oynanmaktaydı.
Eşit dağıtım uygulamasının amacı reçetelerin rasyonel dağıtımını sağlamak, hastaların ilaca ulaşımını kolaylaştırmak, reçete toplama ve yönlendirme, ilaç israfı gibi uygulamaları engellemektir. Hemofili hastalarının kullandığı kan ürünleri son derece pahalı ilaçlardır ve her eczanede bulunabilmesi mümkün olmamaktadır. Bu yöntemle hasta eczane-eczane dolaşmaktan kurtarılmış, ilaçlar tek merkezden hastaya ulaştırılarak ilaca daha kolay ulaşır hale gelmesi sağlanmıştır. Söz konusu uygulama ile etik bozulmaların da önüne geçilmiştir. Ayrıca, uygulama yatan hastalara da yaygınlaştırılarak kamu açısından hasta reçetelerinin giderlerinde %10-15 oranında ciddi bir tasarruf sağlanmıştır.
Ancak gelinen noktada, Rekabet Kurulu’nun eşit dağıtımı rekabet hukukuna aykırı bulan kararları gerekçe gösterilerek reçetelerin eşit dağıtımı uygulaması SUT’tan çıkartılmış, diğer yandan, SGK tarafından tarafımıza noter aracılığıyla bir ihtar gönderilerek 2008 Protokolü’nün ilgili maddesi de tek taraflı ve hukuksuz olarak iptal edilmek istenmektedir.
Bizler, sağlık çalışanları olarak, hastanın kendi isteği ile almadığı, fiyatı devlet tarafından belirlenen bir ürün olan ilacı,bir meta gibi gören Rekabet Kurumu kararına da, bu kararı hiçbir bağlayıcılığı olmadığı halde uygulayan SGK’ya da cevap veriyoruz:
Rekabeti Değil, Hastayı, Eczacıyı ve Kamu Yararını Düşünün!